İdlib’te ateşkes kararının alınmasının ardından gözler, bölgedeki radikal ve muhalif unsurlara çevrildi. Mutabakat metninde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu (BMGK) tarafından terörist olarak tanımlanan tüm grupların ortadan kaldırılmasına yönelik kararın altı çizildi. BMGK’nın terörist tanımına göre, İdlib’de Heyeti Tahriri Şam (HTŞ) ve Huraseddin gibi gruplar bu kategoride yer alıyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de, İdlib’de uluslararası terör örgütleri ile mücadelenin süreceğini belirtti. İdlib’deki radikal gruplara yönelik atılması muhtemel adımları ve olası tehditleri uzmanlar Milliyet’e değerlendirdi.

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi Başkanı Erol Başaran Bural, sorularımızı yanıtladı.

Emekli Albay Erol Bural

Moskova Zirvesi’nde alınan kararları nasıl değerlendiriyorsunuz? Taraflar istediklerini aldı mı?

– Moskova Zirvesi, 26 Şubat’tan itibaren Suriye’nin İdlib bölgesinde yaşanan yüksek yoğunluklu çatışma ve bu çatışmalar sonucunda bugüne dek 44 askerimizin şehit olması, 51 askerimizin yaralanması neticesinde başlatılan üst düzey diplomatik çabaların son aşaması idi. Zirve, her iki tarafın da temel talebi olan, giderek yoğunlaşan çatışmaların sona erdirilmesi ve sorunun rasyonel bir çözüme kavuşturulması ekseninde yaklaşık altı saat süren bir müzakereye ev sahipliği yaptı. Bu açıdan değerlendirildiğinde temel kazancın; sahadaki askeri durum daha da kritik bir seviyeye yükselmeden ve daha fazla kayıp yaşanmadan çatışmaların sonlandırılması ve gerginliğin düşürülmesi olduğu açıkça görülüyor.

“Türkiye’nin iki kazancı var”

Çatışmaların sonlandırılması kararının arkasında Türkiye’nin iki temel kazancı olduğunu da söyleyebilmek mümkün. Bunlardan birincisi Türkiye’ye yönelik olası bir göç hareketliliğinin durdurulmuş olması. 2019 yılı aralık ayı içerisinde başlayan Suriye Rejim Güçlerinin İdlib bölgesine yönelik operasyonları neticesinde, başta Halep batısı ve Hama Kuzeyi olmak üzere büyükçe bir alan Rejim kontrolüne geçmişti. Rejimin Halep batısında açtığı cepheden ilerleyişinin devam etmesi, İdlib şehir merkezine yaklaşması halinde burada yaşadığı tahmin edilen yaklaşık iki milyon insanın daha Türkiye’ye doğru hareketlenmesi olasılık dahilinde idi. Bu nedenle Moskova Zirvesinde askeri faaliyetlerin durdurulması yönünde alınan kararın bu hareketliliği önlemesi yönünden büyük öneme sahip. Türkiye’nin ikinci kazancı ise İdlib bölgesindeki gözlem noktalarımızın ve dolayısıyla askerlerimizin güvenliğinin pekiştirilmesi olmuştur. Rusya açısından bakıldığında ise askeri faaliyetlerin durdurulması kararı ile sahada iş birliği yaptığı, enerjiden ekonomiye kadar çeşitli alanlarda beraber stratejik adımlar attığı Türkiye’yi kaybetmemiş oldu. Rusya’nın bir diğer kazanımı ise M4 karayolunun kuzey ve güneyinde oluşturulacak olan 12 kilometrelik güvenli alan sayesinde Himeymim ve Tartus’taki askeri üslerine yönelik saldırı olmamasını büyük oranda garanti altına almış olduğunu söylemek mümkün.

“Türkiye-Suriye gerilimi düştü”

İdlib’de daha önce de ateşkes kararları alındı ama çok kısa sürede ateşkesler sahada bozuldu. Moskova’da varılan anlaşma çerçevesinde bu kez ateşkes korunabilecek mi?

Ateşkesin korunması mümkün. Ancak çatışmaların tamamen sonlandırılabileceğine yönelik bir öngörüde bulunabilmek de çok mümkün değil. Bunun temel nedeni İdlib bölgesinde çok sayıda, farklı görüşlerden, farklı ülkelerden değişik oranlarda destek alan, radikalinden ılımlısına birçok silahlı yapının mevcut olması. Bu silahlı yapıların haricinde İran’ın ve Suriye’nin desteklediği silahlı milis gruplar, çok sayıda istihbarat örgütü, terör örgütleri de bu bölgede bulunuyor. Bu kadar karmaşık bir hale gelen alanda, çatışmasızlığın bir provokasyonla bozulmaya çalışılabileceğinin de göz önünde bulundurulması, alanda çatışmaların sona ermesini istemeyen, Türkiye’nin bu bölgeye angaje kalmasını arzu eden aktörlerin varlığının söz konusu olduğunu unutmamak gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle İdlib bölgesinde zaman zaman gerginliğin artabileceğini, lokal çatışmaların yaşanabileceğini ancak Moskova Zirvesinden çıkan sonuç kapsamında Türkiye-Suriye arasında yüksek yoğunluklu bir çatışmanın meydana gelme olasılığının oldukça düşük bir seviyeye indiğini ve bu seviyenin korunabileceğini söylemek mümkün görünüyor.

“Çatışan örgütler kendi sonunu hazırlar”

Lazkiye’yi Halep’e bağlayan M4 otoyolunun kuzeyinde ve güneyinde 6’şar kilometrelik derinlikte bir güvenli koridorun tesis edilmesi planlanıyor. Güvenli Koridorun oluşturulması sürecinde bu hat üzerinde bulunan radikal gruplarla çatışma yaşanma olasılığı nedir?

Yaklaşık 12 kilometrelik bir genişlikte tesis edilmesi planlanan güvenli koridorun temel amacının; bu bölgedeki silahlı grupları alan dışına çıkarmak, ağır silahların bu bölgede konuşlanmasına izin vermemek, koridor sınırları içerisinde kalan bölgeden provokatif eylemler düzenlenmesini önlemek olduğu söylenebilir. Koridorun tesis edilmesi için bu grupların alan dışına çıkarılması için gerekli girişimlerin yapılacağı, alan dışına çıkmayan grupların ise etki altına alınabileceğini söyleyebiliriz. Yani düşük bir ihtimal dahi olsa bu gruplarla çatışma olasılığı olduğu, ancak böyle bir durumda bu örgütlerin kendi sonlarını kendi elleriyle getirmiş olacaklarını ifade edebilirim.

“Lojistik hatları kesilecek”

M4 yolunun altında kalan Cebel Zaviye-Gap Ovasındaki muhalifler ‘kurşun sıkmadan’ bölgeden çekilmeyi kabul edecek mi?

Doğudan batıya doğru Zaviye ile Cisr eş Şuğr arasında kalan bölgede yoğunluğunu Huraseddin ve Türkistan İslam Partisi’nin oluşturduğu grupların yanı sıra Heyet Tahrir el-Şam isimli örgütün de bir kısım unsurlarının bulunduğuna yönelik bilgiler mevcut. Güvenli koridor olarak adlandırılan bölgenin hayata geçirilmesinin ardından bu grupların anılan bölgede barınması olasılığı oldukça azalacak gibi görünüyor. Bunun birinci nedeni bölgede bu grupların mevcudiyetlerini devam ettirmeleri halinde güvenli koridor tesisinin mümkün olmayacağı. Moskova’da alınan kararlar gereğince bu bölgeden dışarı çıkmaları için birtakım tedbirlerin alınabileceği de aşikâr. Örgütlerin bu bölgede bulunamayacağının ikinci nedeni ise çevrelenmiş bir bölgede izole bir şekilde durumlarını muhafaza etmeleri ihtimalinin düşük olması. M5 isimli karayolunun İdlib’e giriş noktası olan ve M4 yoluna ayrıldığı kavşak noktasının mevcut durumda Rejim güçlerinin kontrolü altında olması, M4 karayolu üzerinde bir güvenli koridor inşa edilecek olması, söz konusu örgütlerin ana ikmal hatlarının da kesilecek anlamına geldiğini ifade edebiliriz. Dolayısıyla bir müddet sonra bu örgütler lojistik tecrit nedeniyle bölgeden ayrılmak zorunda kalabilirler sonucuna ulaşabiliriz.

“Radikaller, ılımlı cepheye geçebilir”

İdlib şehir merkezinin kontrolünün ağırlıklı olarak HTŞ’de olunduğu biliniyor. TSK’nın önümüzdeki süreçte HTŞ gibi radikal gruplara yönelik bir operasyonu olabilir mi?

Gelinen noktada, Rejimin bir sene öncesine kıyasla İdlib, Halep batısı ve Hama kuzeyinde kalan alanın yarısını kontrol altına aldığı bu nedenle bu grupların eskisine nazaran daha da küçük bir alana sıkıştığı, İdlib’den de ayrılmak zorunda kalırlarsa erişebilecekleri başka bir alan da kalmadığı göz önüne alındığında, HTŞ’nin iki seçeneğinin kaldığı söylenebilir. Bunlardan birincisi büyük kayıplar vererek tamamen ortadan kalkması, ikincisi ise örgütü lağıv ederek, yeni bir örgütlenme ile radikal cepheden ılımlı tarafa geçmesi ve içerisinde barındırdığı yabancı teröristlerinden kurtulması. Bu açıdan bakıldığında ikinci seçeneğin daha olası olduğu söylenebilir.

“Siviller zarar görmezse ateşkes yürütülebilir”

Rusya Devlet Başkanı Putin, İdlib’de uluslararası terör örgütleri ile mücadelenin süreceğini belirtti. Sahada ateşkes bozulmadan operasyonların devamı nasıl sağlanacak?

Suriye konusunda gerek BM gerekse Türkiye-Rusya-İran üçlüsünün yürüttüğü Astana süreci kapsamında alınan kararların hemen hemen tamamında terör örgütleri ile mücadele vurgusu yapılmaktadır. Burada temel soru hangi örgütlerin terör örgütü, hangilerinin muhalif grup olduğudur. Suriye Rejimi yani Rusya’ya göre İdlib bölgesinde bulunan tüm gruplar terör örgütü niteliğinde kabul edilmektedir. Başlangıçta da belirttiğim gibi bu örgütlerin tasfiyesi kapsamında çatışmalar yaşanabilir. Söz konusu örgütlerin varlığının sonlandırılması kapsamında, sahada söz sahibi ülkeler olan Türkiye ve Rusya arasındaki koordinasyon ve iş birliği seviyesi yüksek tutulur, örgütlere yönelik müdahaleler çerçevesinde sivillerin zarar görmesi önlenirse ateşkes durumu bozulmadan örgütlerle mücadelenin yürütülebileceğini düşünüyorum.

Rejimin kontrol sağladığı M5 otoyuluna dair anlaşmada bir madde bulunmuyor. M5’in geleceği ne olacak?

M5 karayolu söz konusu anlaşma maddelerinde yer almıyor. Ancak mevcut duruma göz atıldığında halihazırda Suriye Rejiminin kontrolü altında bulunan M5 karayolunun statüsünü koruyacağı, Halep Şam karayolunun kontrolünün Rejim sorumluluğunda kalacağı görülüyor.

ORSAM Levant Kor. Oytun Orhan.

Orhan: Ayrıştırma için şartlar daha uygun

ORSAM Levant Çalışmaları Koordinatörü Oytun Orhan da, Soçi Mutabakatı’ndaki maddelerden birinin ılımlılar ile radikallerin ayrıştırılması ve radikallerle mücadele olduğunu hatırlattı. Türkiye’nin süreç başından itibaren bu yönde çaba sergilediğini belirten Orhan, şöyle devam etti:
“Sürecin başarılı olması için zaman zaman zorlayıcı tedbirler alınması gerekiyordu. Ancak, Türkiye’nin sahada bunu uygulayacak bir askeri gücü yoktu. Türkiye daha çok HTŞ içindeki ılımlı kanadın daha güçlenmesi sağlayacak yöntem takip etti. Çeşitli baskı araçları uygulayarak HTŞ’yi dönüştürmeye çalıştı. Bir anlamda havuç ve sopa politikası izledi. Bu süreç sonunda HTŞ belli bir noktaya geldi. El Kaide’den uzaklaşması, HTŞ içindeki çekirdek El Kaidecilerin örgütten koparak Huraseddin başta olmak üzere El Kaide’nin Suriye kolu olan diğer örgütleri kurmaya yönelmeleri… HTŞ’nin de giderek Suriyelilerden oluşan bir gruba dönüşmesi bu sürecin başında gerçekleşti. İdlib’deki klasik selefi cihatçı örgütlerden farklı olarak HTŞ, Türkiye’nin Rusya ile imzaladığı siyasi anlaşmalara da uyacağını açıkladı. HTŞ’nin gerçek anlamda radikalizmden uzaklaşması için bu politikanın zamana ihtiyacı vardı. Rusya ve rejimin operasyonlarına devam etmesi, sürekli HTŞ argümanı ile İdlib üzerinde ilerlemesi, bu politikanın başarılı olmasına izin vermedi. Şimdi yeni mutabakatla birlikte Türkiye için şartlar daha uygun.

“İdlib’de HTŞ’ye tepki var”

Artık Türkiye sahada Bahar Kalkanı Harekâtı’yla birlikte ciddi bir askeri varlığa sahip. İdlib kamuoyunun HTŞ ve radikal örgütlere bakışında ciddi olumsuz bir değişim de yaşandı. Rejim karşısında direnememeleri, operasyonların baş sorumluları olmaları nedeniyle bir tepki de söz konusu. Dolayısıyla ılımlı ve radikallerin ayrıştırılması için şartlar daha uygun.”

“TSK, güç kullanabilir”

Türkiye’nin ateşkesi bozan radikal unsurlara yönelik tedbirler uygulayacağı açıklamalarını anımsatan Orhan, şunları kaydetti:
“TSK’nın sahada ciddi bir varlığının olması, gerektiğinde bu yapılara karşı bazı zorlayıcı tedbirler alınmasını beraberinde getirebilir. Türkiye yeni mutabakatla birlikte M4 otoyolunu silahlı gruplardan arındırmış olacak. Eğer öyle olacaksa radikal grupların bu yol üzerinde kontrol ettiği yerler var. Bunların bu hattan çekilmesi gerekiyor. Bu örgütlerin M4’ün 6 km. kuzeyine çekilmesi için bir çaba gösterilecektir. Ancak Huraseddin gibi bazı radikal grupların direnmesi mümkün. Bu selefi cihatçı gruplar her türlü ateşkes, siyasi anlaşmaya karşı çıkıyor, Türkiye’yi de düşman olarak görüyor. Bazı konularda Türkiye’nin diplomatik yollarla başarı sağlaması mümkün, bazı durumlarda da gücü kullanması gerekebilir.”

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.